15811,53%0,87
43,35% 0,25
51,27% 0,73
6944,72% 1,57
11200,48% 2,32
Türkiye’de uyuşturucu ve bilişim yoluyla işlenen dolandırıcılık suçlarına yönelik yürütülen soruşturmaların etkinliği yeniden tartışma konusu oldu. Avukat Bülent Cansu, narkotik suçlar ile hesap dolandırıcılığı dosyalarındaki uygulamalara dikkat çekerek, mevcut soruşturma pratiğinin asıl suç organizatörlerine ulaşmakta yetersiz kaldığını söyledi. Cansu’ya göre, yürütülen operasyonlar çoğunlukla “vitrin” niteliği taşıyor ve suç ekonomisinin tepe noktalarındaki isimler büyük ölçüde dokunulmazlığını koruyor.
Narkotik suçlarla mücadele kapsamında açıklanan resmi verileri değerlendiren Avukat Cansu, 2024 yılı içerisinde Türkiye genelinde 374 bin 948 şüpheli hakkında uyuşturucu suçundan işlem yapıldığını hatırlattı. Bu rakamların, güvenlik güçlerinin özellikle sokak düzeyinde yoğun operasyonlar yürüttüğünü gösterdiğini belirten Cansu, asıl sorunun yakalanan şüphelilerin profiline bakıldığında ortaya çıktığını ifade etti.
Verilere göre, işlem yapılan şüphelilerin yüzde 78,2’sinin yalnızca “kullanma amaçlı uyuşturucu madde bulundurmak” suçlamasıyla karşı karşıya kaldığını vurgulayan Cansu, bu durumun soruşturmaların büyük ölçüde kullanıcılar ve alt düzey satıcılarla sınırlı kaldığını gösterdiğini söyledi. Cansu, “Asıl ticareti yapan büyük aktörlere, organizasyonun tepe noktalarına yeterince ulaşılamıyor” dedi.
Uyuşturucu suçlarındaki en vahim tablonun, şebekelerin lider kadrolarına yönelik etkili ve sürdürülebilir bir mücadelenin ortaya konulamaması olduğunu dile getiren Cansu, bugüne kadar üst düzey narkotik organizasyonlarına karşı kalıcı bir darbe vurulamadığını savundu.
Büyük toptancılar, liman bağlantılı aracılar ve kara para aklayan finansörlerin çoğunlukla soruşturma dışında kaldığını ifade eden Cansu, “Toplum önünde tanınan bazı isimlerin hukuka aykırı şafak baskınlarıyla gözaltına alınması, kamuoyunda göstermelik bir suçla mücadele algısı yaratıyor. Ancak bu operasyonların suçun kaynağını kurutmadığı ortada” değerlendirmesinde bulundu.
Benzer bir cezasızlık sorununun, son yıllarda hızla artan hesap dolandırıcılığı ve diğer bilişim suçlarında da yaşandığını belirten Cansu, özellikle sosyal medya, e-ticaret siteleri ve telefon yoluyla yapılan dolandırıcılıklara dikkat çekti.
Dolandırıcılık şebekelerinin gençleri ve bilinçsiz vatandaşları “hesap kiralama” ya da “kolay yoldan komisyon” vaadiyle tuzağa düşürdüğünü söyleyen Cansu, bu yöntemle asıl suçluların başkalarının banka hesaplarını kullanarak izlerini gizlediğini vurguladı. Dijital izlerin hesap sahiplerine ait görünmesi nedeniyle, yakalanan ve cezai sorumlulukla karşı karşıya kalan kişilerin çoğunlukla bu tuzağa düşürülen gençler olduğunu belirtti.
Cansu’ya göre, hukuki süreçler de bu sorunu derinleştiriyor. Kendi adına açtığı banka hesabını dolandırıcılara kullandıran kişilerin, onlarca ayrı dosyada sanık haline geldiğini ve ağır hapis cezalarıyla karşı karşıya kaldığını belirten Cansu, buna karşın para trafiğini yöneten asıl organizatörlerin çoğu zaman yakalanmadan hayatlarına devam ettiğini söyledi. Çoğu kişi ise farklı ülkelerde kaçak durumda bulunuyor.
Avukat Bülent Cansu, mevcut sistemde adalet zincirinin en zayıf halkalarının kırıldığını, en güçlü halkalara ise genel olarak ulaşılamadığını belirterek, bu durumun toplumda adalete olan güveni ciddi biçimde zedelediğini söyledi. Cansu, “Binlerce alt seviye fail hakkında soruşturma açılırken, suç ekonomisinin tepesindeki isimler gölgede kalıyor” dedi.
Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak soruşturmaların tepeden tırnağa ilerlemesini sağlayacak yapısal adımların atılması gerektiğini vurgulayan Cansu, aksi halde yalnızca alt tabakayı hedef alan operasyonların ne uyuşturucu sorununu ne de dijital dolandırıcılık salgınını bitirebileceğini söyledi.
Kamuoyunun da bu konuda daha duyarlı olması gerektiğini ifade eden Cansu, “Gösterişli operasyon haberlerinin ötesine bakılmalı, asıl faillerin gerçekten hesap verip vermediği sorgulanmalıdır” dedi.
Açıklamasının sonunda Cansu, uyuşturucu kaçakçılığı ve hesap dolandırıcılığı gibi toplumu derinden sarsan suçlarla mücadelenin ancak sistemin tepesindeki suçluların da adalet önüne çıkarılmasıyla başarıya ulaşabileceğini belirtti. Aksi halde her yıl açıklanan operasyon ve tutuklama rakamlarının, çözümsüz bir kısır döngünün tekrarından ibaret kalacağını vurguladı.