14155,46%0,76
42,69% 0,23
50,15% 0,06
5897,70% 0,71
9533,17% 2,62
Emekli savcı ve halen avukat olarak görev yapan Bülent Cansu, 11’inci Yargı Paketi’ne ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin hem adliyelerde hem de ceza infaz kurumlarında uzun süredir devam eden yapısal bir krizle karşı karşıya olduğunu belirten Cansu, kapsamlı bir infaz düzenlemesi yapılmadığı sürece yeni yargı paketinin beklenen sonuçları vermeyeceğini ifade etti.
Cansu, ceza infaz kurumlarında kapasite aşımının tarihsel boyutlara ulaştığını, 100 binin üzerinde mahkûmun hâlâ “yatacak yatağı olmadan” koğuşlarda barındırıldığını söyledi. Bu tabloyu “artık sürdürülemez bir yük” olarak tanımlayan Cansu, hem mahkûmların hem cezaevi personelinin hem de adalet teşkilatının fiziki ve psikolojik olarak zorlandığını vurguladı. Cansu açıklamasında ceza infaz kurumlarında mahkum popülasyonunun 3-4 suç (uyuşturucu ticareti, hırsızlık vb.) ile yüksek bir oran yakaladığını, bu suçlar ile mücadele anlamında suç işlenmeden önleyici tedbirler içeren özel önlemler alınması gerektiğini de vurguladı.
Yargı teşkilatının içinden gelen bir isim olarak mevcut durumun sahadaki yansımalarına dikkat çeken Cansu, adliyelerdeki yoğunluğun da cezaevlerindeki tablo kadar kritik olduğunu dile getirdi.
Cansu’nun ifadelerine göre, adliyelerde görev yapan yazı işleri personeli, mübaşirler, kalem çalışanları ve diğer memurlar günlük iş yüklerini karşılamakta zorlanıyor. Bu personelin “sürekli artan dosya sayıları” nedeniyle yoğun bir iş temposunda çalıştığını belirten Cansu, hâkim ve savcıların da benzer bir baskı altında olduğunu şu sözlerle anlattı:
“Hâkim ve savcılarımız artık evlerine iş götürmek zorunda kalıyor. Mesai bitse bile dosyalar evlere taşınıyor, gece geç saatlere kadar inceleme yapılıyor. Bu durum sürdürülebilir değil; hem yargı mensupları hem aileleri hem de kararların niteliği bu aşırı yükten olumsuz etkileniyor.”
Cansu, mevcut tablonun yalnızca cezaevi kapasitesi veya dosya yükü meselesi olmadığını, sürecin artık ülke çapında bir hukuk sorunu haline geldiğini söyledi.
İnfaz düzenlemelerinin bugüne kadar sorunu yalnızca kısmi olarak hafiflettiğini vurgulayan Cansu, yapılan değişikliklerin en fazla bir yıl içinde etkisini yitirdiğini ve cezaevlerinin yeniden kapasite aşımına döndüğünü belirtti.
Bu noktada kalıcı çözümün yalnızca yeni bir infaz hesaplaması ya da ceza indirimi olmadığını belirten Cansu, şu uyarıda bulundu:
“İnfaz yasasında yapılan değişiklikler sorunu kısa süreli olarak çözüyor. Ancak 1 yıl geçmeden kapasite aşımı tekrar başlıyor. Suçla mücadelede sadece cezaları artırmak ya da infazı değiştirmek yetmez. Suçun oluşmasını engelleyecek sosyal, ekonomik ve eğitim temelli politikalar geliştirilmelidir.”
Cansu, Türkiye’de suç oranlarının artışı ve cezaevlerinin doluluğunun, yalnızca yargı sistemiyle açıklanamayacağını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
Suçun kaynağına inmeyen hiçbir düzenlemenin kalıcı olmayacağını,
Sosyal destek mekanizmalarının, bağımlılıkla mücadele politikalarının, istihdam programlarının ve eğitim çalışmalarının güçlendirilmesi gerektiğini,
Özellikle gençleri suça yönelten risklerin azaltılmasının devlet politikası hâline getirilmesinin zorunlu olduğunu vurguladı.
Son olarak Cansu, hükümetin üzerinde çalıştığı 11’inci Yargı Paketi’nin kapsamlı olmasına rağmen “infaz düzenlemesi içermemesi durumunda gerçek etkisini gösteremeyeceğini” söyledi.
Cansu, toplumun adalet beklentisinin giderek yükseldiğini ve mevcut ceza infaz sistemiyle bu beklentinin karşılanamayacağını belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“Hem mahkûmlar hem memurlar hem de yargı mensupları için artık dayanma sınırı aşılmıştır. Devlet büyüklerinin ve tüm siyasi partilerin bu sorunu artık görmezden gelmeden, köklü ve kalıcı çözümler üretmesi gerekmektedir.”