Adalet Bakanlığı görevini yürüten Yılmaz Tunç'un görevi sona erdi. Yerine ise yargının içinden, mahkeme salonlarından gelen bir isim olan Akın Gürlek atandı.
Türkiye'de adalet sistemi, toplumun en çok tartıştığı alanların başında geliyor. Seveni de var, sert şekilde eleştiren de… Eksik ve aksayan yönleri olduğu ise artık sadece hukukçuların değil, sokaktaki en sade vatandaşın bile dile getirdiği bir gerçek. Ancak bu eksikliklerin tek bir kişi tarafından giderilemeyeceği de ortada. Nitekim öyle de oldu. Adalet sistemi konuşulurken hemen yanında ahlak, eğitim ve ekonomi de gündeme geliyor. Çünkü bunlar birbirinden bağımsız değil. Adeta bir yapbozun parçaları gibi; biri eksik ya da bozuk olduğunda diğerinin de sağlıklı işlemesi zorlaşıyor.
Görev süresi sona eren Yılmaz Tunç hakkında Adalet TV ailesi olarak birkaç söz söylemek istedik. Görev yaptığı süre boyunca kırıcı bir üslup kullandığına, bağırarak konuştuğuna ya da kişileri özellikle hedef aldığına kamuoyunda rastlanmadı. Adam kayırma ya da belli yapılara yakınlık iddiaları da gündeme gelmedi. Sessiz, sakin ve şatafattan uzak bir dönem geçirdi. Gündemdeki sıcak gelişmelerle ilgili elinden geldiğince açıklamalar yaptı; çoğu zaman sağduyulu ve ölçülü bir dil tercih etti.
Türkiye gibi yargı gündeminin hiç düşmediği bir ülkede bu üslubu korumak ise hiç kolay değil. Neredeyse her hafta sulh ceza hakimliklerinin verdiği kararlar tartışma konusu oluyor. Bazı bölgelerde adliye önlerinde yaralamalı kavgalar yaşanabiliyor. Trafikte bitmeyen magandalık vakaları, telefon dolandırıcılıkları, "Ben savcıyım" diyerek insanlardan para ve altın toplayan suç örgütleri, milyarlarca dolarlık sanal bahis akışı… Liste uzayıp gidiyor, sonu yok gibi. Ceza infaz kurumlarının doluluk oranı, yeni cezaevlerine ve yapılan yasal düzenlemelere rağmen sürekli gündemde kalıyor. Yargının iş yükü, benzer nüfusa sahip birçok ülkeye kıyasla katbekat fazla.
Böylesine ağır ve sorunlu bir tabloyu soğukkanlılıkla yönetmek kolay değil. Hatta çoğu zaman imkânsıza yakın. Bu kadar karmaşık ve çok katmanlı sorunun bulunduğu bir ortamda, sakin ve ölçülü bir çizgi tutturmak başlı başına bir tercih ve duruş meselesi.
Belki daha az sorunlu, toplumsal gerilimin daha düşük olduğu bir Avrupa ülkesinde aynı üslupla görev yapmış olsaydı, bugün manşetlerde teşekkürlerle uğurlanabilirdi. Türkiye'de ise her gün yeni bir kriz başlığıyla uyanılan bir ortamda bakanlık yapmak, çoğu zaman takdirden çok eleştiriyi beraberinde getiriyor.
Nereye elinizi atsanız bir değil, birden fazla sorunla karşılaşıyorsunuz. Yargı mensuplarının adının karıştığı olaylar artık yılda birkaç kez değil, neredeyse her hafta haber oluyor. Toplumsal yapıdan ekonomik koşullara kadar birçok dinamik yargı sistemini doğrudan etkiliyor.
Açık konuşmak gerekirse; böyle bir tabloda görev yapan herkesin zaman zaman sabrının zorlanması kaçınılmaz. Bu satırları yazan bizler ya da okuyan sizler o makamda olsaydık, bazı gelişmeler karşısında çok daha sert tepkiler verme ihtimali yüksek olurdu.
Yılmaz Tunç'un dönemi, belki büyük devrimlerle değil; ama sakinliği, ölçülü dili ve polemiklerden uzak duruşuyla hatırlanacak bir dönem olarak kayıtlara geçti.
Adalet, Ekonomi ve Ahlak… Bu üç önemli konu düzgün olmadan ülkede yarım kalır. Nitekim bunların düzeleceği yer önce evimiz, ailemiz.